| | #1 | ||
| Moderator ![]() ![]() | istanbul dakı tarıhı mekan ve yapılarla ılgılı kücük acıklamaları burdan bulabılırsınız rumeli hisarı'nın yapılışı Hazreti Fatih'in İstanbul'u muhasara ettiği zaman yaptırdığı Rumeli Hisarı, uzaktan bakıldığı zaman eskimez harflerle "Muhammed" biçiminde okunacak şekilde inşa edilmiştir. Bunun yapılışını ise Evliya Çelebi, Seyahatnamesi'nde şöyle anlatmaktadır: - İstanbul daha küffar elinde iken, tepenin başında bir kilise vardı. Kilisenin papazı ise gizlice müslüman olmuş ve İstanbul'u fethedecek kumandanın Muhammed (Mehmet) isminde birisi olacağını kitaplarında okumuştu. Edirne'de ikinci Mehmet'in (Fatih) tekrar tahta çıktığını duyunca derhal gizlice bir mektup ile: "İstanbul'u fethedecek olan Rasülüllah'ın övdüğü o güzel komutan sensin, buraya bir kale ve Akdeniz'in boğazında iki kale yapıp, İstanbul'a iki taraftan yiyecek ve giyecek yardımı girmesine müsaade edilmezse, kıtlık ve pahalılık olması muhakkaktır. Azametle Edirne'den deniz gibi askerle bu bizim tarafa teşrif ediniz..." dedi. Fatih bu mektubu alınca göğsü genişledi ve bir kat daha ferahladı. İstanbul'a av yapmak maksdıyla gelip, boğazdaki gizli müslüman papazla görüştü. Papazla Rumeli Hisarı'nın yapılmasında mutabık kaldılar. Fakat daha oralar küffar elinde olduğu için, bunu nasıl yapacaklardı. Padişah, Bizans Kralı'na bir çok av gönderdi ve onunla dostluk alış verişinde bulundu. Bu arada Fatih şimdiki Rumeli Hisarı'nın olduğu yeri, Konstantin'den bir av köşkü yapmak için izin istedi. Fakat Konstantin bunu kabul etmeye yanaşmamakla beraber, red cevabı da veremedî ve: - Bir sığır derisi kadar çiftlik yaparsa makbülümdür. Ama bir sığır derisinden büyük olursa iznim yoktur, sonra barışa aykırı hareket edilmiş olur, dedi. Kralın bu sözlerini Fatih'e tebliğ ettiler. Hazreti Fatih elçi önünde öküz derisi büyüklüğünde bir kule yapmaya başladı. Elçi gittikten sonra ise ne kadar ırgat ve mimar varsa hepsi buraya toplanarak Rumeli Hisarı'nın inşaasına başlandı. Hazreti Fatih, Krala verdiği sözü zahiren bozmamıştı. Çünkü Kral'ın kendisine gönderdiği öküz derisini iyice gerdikten sonra, ince dilimler halinde dildirdi, bir ip gibi yaparak nereye kadar yetmişse o kadar büyüklükte bir hisar yaptı. Hisarın yapılışı sırasında çok büyük yararlığı dokunan müslüman papaz: - Padişahım, mübarek adınız Mehmet'tir. Kitabınızda Konstantin devletinin sizin elinize geçeceği yazılıdır. Şimdi bu kalenin şekli sizin isminize benzer şekilde olmalıdır. Ben bu işi kırk seneden beri hesap eder dururum. Fakat bu zamana kadar kimseye açmış değilim. Bu işte bir nevi mütehassıs sayılırım, diyerek kolları sıvadı, ve hakikaten Rumeli Hisarı kufi yazı ile "Muhammed" şeklinde yapıldı. Hisarın gizli gizli yapılışı tam altı ay sürdü. O zamana kadar etrafını çalı-çırpı ile örtüyorlardı. Yapılıp da artık yıkılması diye bir korku kalmayınca bir gece hisarın etrafındaki ormanı ateşe verdiler. Bir gecede orman yanıp kül oldu. Ve hisarın hakiki görünüşü bir inci gibi ortaya çıktı. Bundan sonra daha evvel hazırlanan asker, bütün top ve tüfeklerini alarak kaleye yerleştiler ve kale bir cephanelik haline geliverdi. Kral bu hali işitince: "Barışa aykırı bir kale yapmışlar" diyerek bir elçi gönderdi. Hazreti Fatih ise, daha evvel dilim dilim yaptığı sığır derisini göndererek: - Barışa aykırı bir hareket yok. Biz sığırın derisinin yetişebildiği yer kadar bina yaptık, dedi ve ondan sonra da muhasaraya girişildi...
__________________ ![]() ![]() | ||
| | |
| |
| | #2 | |||||||||||
| Moderator ![]() ![]() Üyelik tarihi: Jan 2007
Mesajlar: 3.692
Üye No: 224
Nerden: İstanbul Rep:: 7 Rep Puanı : 250 Rep Derecesi : ![]() ![]() ![]() Teşekkür Etti: 2 30 Mesajınıza 48 Teşekkür Edildi Level: 46 [ ![]() ![]() ![]() ![]() ]Paylaşım: 567 / 1134 | Anadolu Hisarı Anadoluhisarı, adını 14. yüzyıl sonlarında I. Beyazid tarafından yaptırılmış olan hisardan alır. Fatih gibi Bayezid de İstanbul`u almayı tasarlıyordu. Ne var ki, bu büyük sefere girişmeden önce doğuya dönüp Timurlenk`i durdurması gerekti. İki ordu arasında yapılan Ankara Meydan Savaşı Osmanlıların bozgunuyla sonuçlandı. Bu savaşta Bayezid`in kendisi de Timur`a tutsak düştü. (Marlowe`un Tamburlaine adındaki tragedyası bu konuyu işler.) Bu savaştan sonra devletin toparlanabilmesi için aradan uzun bir süre geçmesi gerekti. Kalenin kendisine Güzelce Hisar da denir. Hisar oldukça küçüktür, bir kesimi zamanla yok olup gitmiştir. Ancak, küçüklüğünden ötürü daha az askeri nitelik taşımış, ürkütücü olmamıştır. Hisarın çevresi alçakgönüllü, sevimli evlerle kuşatılmıştır. Hemen ötesinde Göksu Deresi denize açılır. Göksu ve daha güneydeki Küçüksu Avrupalılarca "Asya`nın Talı Suları" diye bilinir. Derenin her iki yakası boyunca ahşap evler sıralanırdı. Bu iki dere gece eğlenceleri için nedense Boğaziçi`nin başka pek çok uygun yerinden daha çok yeğlenirdi. Zamanın "yüksek sosyetesi", yanlarında çalgıcılarla zarif kayıklara biner, şarkılar söyleyerek ya da dinleyerek, mehtabı seyrederek, kıyı boyu kürek çeke çeke dolaşırlardı. Erkeklerle kadılar yine ayrı ayrı kayıklardaydı, ama aşıkane göz süzmeler, bıyık burmalar gırla giderdi. Son derece ince bir işaret dili vardı; yüzyıllardır geliştirilmiş olan bu dilde her jestin , her duruşun, her mendil tutuşun ayrı, özel bir anlamı vardı. İki derenin arasında kalan geniş çayır da piknik yapmak için sevilen bir yerdi. Piknikler gündüzün yapılırdı, ama etkinlikler aşağı yukarı gecekinin aynıydı. İnsanlar buraya şıklıklarını , zarafetlerini sergileyerek faytonlarla gelirlerdi. Yanlarına sepet sepet yiyecek ve malum çalgıcıları alırlardı. Zamanla peçeler gitgide saydamlaştı ve güzelliği gizleyeceğine, baştan çıkarıcı bir biçimde büsbütün ortaya çıkarmaya başladı. Abdülmecit mimarbaşısı Nikoğos Balyan`a burada bir saray yapmasını emretmişti. Küçüksu Kasrı eklektik görkemiyle hala orada, kıyıda duruyor. Yanıbaşında da aynı tarzda yapılmış bir çeşme var. Bütün bunlar eskidendi. Boğaziçi`nde ilk köPage Rankingü yapılırken, betonu buradan, bu çayırda hazırlanmıştı. Böylece, ancak iki yüz yılda oluşan Küçüksu Çayırı yok olup gitti. her türlü kirlenmeyle, derelerin duru suyu bulandı, kirlendi. Göksu`nun bitiminde eskiden içinde yaşlı çınarlar bulunan güzel bir çayhane ve lokanta mekanı vardı. Ama su kıyısındaki, üç gövdesi de aynı kökten sürmüş olan, "Üçkızkardeş" (biri zamanla yok olmuş herhalde, çünkü "Dört Kardeşler" de deniyor bu ağaçlara) adıyla anılan çınar en güzeliydi. Bütün bunlar bir bakıma hala oradaysa da, artık o kadar başka şeyler de orada ki, bunları fark etmek zorlaştı. Kıyıdan bir kaç kilometre içeride, çirkin apartmanlardan oluşmuş koskoca, bambaşka bir orman inşa ediliyor şimdi. Böyle bir yapılaşma, şimdiye kadar Boğaz`da işlenmiş tekil cinayetlere karşılık, belki de bir çeşit jenosit olarak nitelenmeli. Göksu`dan çıkarılan kil iyi kaliteydi ve çevredeki birlaç çömlekçi gibi, kentten gelen seramikçiler de bu kili bol bol kullanırlardı. KAYNAK: MURAT BELGE İstanbul Gezi Rehberi / Tarih Vakfı Yurt Yayınları / S: 287-288
__________________ ![]() ![]() | |||||||||||
| | |
| | #3 | |||||||||||
| Moderator ![]() ![]() Üyelik tarihi: Jan 2007
Mesajlar: 3.692
Üye No: 224
Nerden: İstanbul Rep:: 7 Rep Puanı : 250 Rep Derecesi : ![]() ![]() ![]() Teşekkür Etti: 2 30 Mesajınıza 48 Teşekkür Edildi Level: 46 [ ![]() ![]() ![]() ![]() ]Paylaşım: 567 / 1134 | Alman Çeşmesi ![]() Haritadaki yeri için tıklayın... Sultanahmet Meydanı`nda, Sultan I. Ahmed Türbesi`nin karşısındadır. Alman İmparatoru II. Wilhelm`in 1898 yılında İstanbul`a gelişinin ikinci yıldönümü hatırasına ithaf edilen bu çeşme Almanya`da inşa edilmiş ve 1900 yılında parçalar halinde İstanbul`a getirilerek bugünkü yerine kurulmuştur. Sultanahmet’in ilginç yapılarının başında, mimari yönden çevresiyle uyum sağlayamamakla beraber meydan ile bütünleşen Alman Çeşmesi gelir. Alman İmparatoru ve Prusya Kralı II. Wilhelm (1888-1918) uzun hükümdarlık yıllarında İsveç, Danimarka, İtalya, İngiltere, Yunanistan gibi bir çok Avrupa ülkesini dolaşmış ve Türkiye’ye de üç kez gelmiştir. Sultan II. Abdülhamid zamanında 1889 ve 1898 yıllarında yaptığı bu dostluk ziyaretlerinin amacı Almanya’nın doğuya uzanma arzusundan kaynaklanıyordu. II. Wilhelm ilk ziyaretinde Almanların yaptıkları tüfeklerin Osmanlı ordusuna satışını sağlamış, ikincisinde ise İstanbul-Bağdat demiryolunun Alman firmalarına verilme vaadini almıştır. Sultan Reşat (1914-1918) zamanında I. Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru (1917) üçüncü kez İstanbul’a gelmiştir. II. Wilhelm’in 1898 yılındaki İstanbul’a ziyaretinin anısına Alman hükümeti Alman Çeşmesi’ni yaptırmıştır. Çeşmenin tasarımı imparatorun bir deseninden yola çıkılarak düzenlenmiştir. Planlarını Kaiser’in özel danışmanı Mimar Spitta çizmiş, yapımını Mimar Schoele üstlenmiştir. Ayrıca Alman mimarı Carlitzik’le İtalyan Mimar Joseph Antony’de bu projede çalışmışlardır. Alman hükümeti önce hipodrom alanını düzenlemiş, meydanın ağaçlandırılması yapıldıktan sonra Almanya’da hazırlanan çeşme buradaki temeller üzerine oturtulmuştur. Mermerleri ile değerli taşları Almanya’da işlenmiş ve parçalar halinde gemi ile İstanbul’a getirilmiştir. Yapımına 1899 başlanan çeşmenin açılışı Sultan II. Abdülhamid’in 25.cülus yıldönümü olan 1 Eylül 1900’de düşünülmüşse de yapımı bu tarihe yetiştirilememiştir. Bunun üzerine II. Wilhelm’in doğum günü olan 27 Ocak 1901 de çeşme görkemli bir törenle açılmıştır. Osmanlı ve Alman İmparatorluklarını simgesi olan, politik amaçlı bu çeşmeyi Evkaf Nezareti’nce teslim alınmıştır. Alman Çeşmesi, üstü açık, heykellerle bezeli Avrupa meydan çeşmelerinden farklı bir görünümdedir. Ayrıca Osmanlı meydan çeşmelerinden de farklı bir tasarımdır. Daha çok Alman Neorönesansını anımsattığı gibi Osmanlı şadırvanlarına da benzediği ileri sürülmüştür. Alman Çeşmesi sekizgen planlı olup, yüksek bir taban üzerine oturtulmuştur. Su haznesinin üzerine de sekiz sütunun taşıdığı bir kubbe yerleştirilmiştir. Sütunları birbirine bağlayan kemerlerin arasındaki pandandiflere daireler halinde birer madalyon konulmuştur. Bunlardan dördünün içerisine, yeşil zemine Sultan II. Abdülhamid’in tuğrası, diğer dördünede prusya mavisi üzerine imparator Wilhelm’in simgesi olan "W" yerleştirilmiştir. Ayrıca, "W" harfi üzerine bir taç altına da (II) sayısı konulmuştur. eyi taşıyan sütunlar ile su haznesinin bulunduğu, renkli taşlı geometrik motifli zemin bir platform şekline sokulmuştur. Kenarlara da şimdiye kadar bir başka örnekte rastlanmayan mermer oyma kanepeler yerleştirilmiştir. Su haznesi silindirik bir taban üzerine kubbemsi bir kapakla örtülmüş, tunç döküm çemberlerle kuşatılmıştır. Ne yazık ki, bu çemberler sonraki yıllarda yerlerinden sökülerek çalınmıştır. Alman Çeşmesi’nin en görkemli yeri koyu yeşil renkte somaki kolonların taşıdığı yeşil renkli kubbesidir. Mozaik tekniğinde altın mozaiklerle kaplı kubbenin ortasına iç içe geçmiş, yuvarlak motiflerin oluşturduğu çok renkli bir göbek yapılmıştır. Çeşmenin tunç kitabesinde Almanca şu sözler okunmaktadır: "Wilhelm II deutscher Kaiser stiftete diesen Brunnen in dark baren Erinnerung ain seinen Besuch bei seinet majestat dem Kaiser der Osmanen Abdul-Hamid II im Herbst des Jahres 1898." (Alman Kaiser’i Wilhelm II 1898 yılı sonbaharında Osmanlıların hükümdarı haşmetlü Abdülhamid II nezdinde ziyaretinin şükran hatırası olarak bu çeşmeyi yaptırdı.) Bunun yanı sıra çeşmede bir Osmanlıların kitabesi yer almaktadır. Osmanlı Seraskerlik Dairesi’nden, aynı zamanda edebiyatçı olan Ahmet Muhtar Paşa’nın beytini İzzet Efendi de sülüs yazıyla yazmıştır: Hazreti Abdülhamid Hanın muhibbi halisi Ziveri eklili haşmet, kayser alitebir Ya’ni alman imparatoru, hükümdarı güzi Hazreti Wilhelmi Sani, kamuranı nizigar Padişahı ali Osmani ziyaret kasdidüb Mahdemiyle eyledi İstanbulu pirayedar Bu mülakatı muhabbet perveri tezkar içün Eyledi bu çeşmesarı saha piray-i karar Sübesü cari olan abı safa teşkil eder Abi safii müsafata misali abdar Vakfa giri hayret eyler çeşmi ehli dikkati Tarzi inşaasındaki hissi bedii zernigar Rükni ak’vai hayatoldukça abi canfeza Payidar olsun bu te’sisi muhabbet üstüyar Bi bedel tarihi caridir lisanı luleden Oldu bu çeşme mülakate ne dicu yadigar (1316)
__________________ ![]() ![]() | |||||||||||
| | |
| | #4 | |||||||||||
| Moderator ![]() ![]() Üyelik tarihi: Jan 2007
Mesajlar: 3.692
Üye No: 224
Nerden: İstanbul Rep:: 7 Rep Puanı : 250 Rep Derecesi : ![]() ![]() ![]() Teşekkür Etti: 2 30 Mesajınıza 48 Teşekkür Edildi Level: 46 [ ![]() ![]() ![]() ![]() ]Paylaşım: 567 / 1134 | Aynalı Kavak Kasrı ![]() Adres: Kasımpaşa Cad. Hasköy Telefon: 0212 250 40 94 Üç yüzyıl boyunca Haliç kıyılarını süsleyen ve günümüzde Aynalıkavak Kasrı adıyla tanınan yapı, Osmanlı İmparatorluğu Döneminde “Ayanalıkavak Sarayı” ya da “Tersane Sarayı” olarak bilinen yapılar grubundan günümüze ulaşabilen tek örnektir. İstanbul’u tanıtan tarihsel kaynaklardan, yörenin Bizans Döneminde de imparatorlara ait bir dinlenme yeri olduğu anlaşılmaktadır. Haliç kıyılarından Okmeydanı ve Kasımpaşa sırtlarına doğru gelişen bu büyük bağ ve koruya; İstanbul’un fethinden sonra, Fatih Sultan Mehmet’ten başlayarak padişahlar da ilgi göstermiş ve Osmanlı İmparatorluk Tersanesi’nin Kasımpaşa’da kurulup gelişmeye başlamasıyla birlikte yöreye “Tersane Has Bahçesi” adı verilmiştir. Buradaki yapılaşmaların tarihi, Sultan I. Ahmed Dönemine (1603-1617) dek inmektedir. Tarihsel süreç içinde çeşitli padişahların yaptırdığı kasırlarla gelişen ve “Tersane Sarayı” olarak anılan bu yapılar topluluğu; 17. yüzyıldan başlayarak “Aynalıkavak Sarayı” olarak da adlandırılmıştır. Saray bütünü içinde yer alan ve Sultan III. Ahmed Döneminde (1703-1730) yaptırıldığı sanılan Aynalıkavak Kasrı, Sultan III. Selim Döneminde (1789-1807) yeniden düzenlenmiş ve bugünkü görünümünü kazanmıştır. Yapı; Divanhanesi, Beste Odası ve bu mekânların pencerelerini dolanan Yesarî’nin talik hattı ile yazılmış, Kasrı ve III. Selim’i öven, dönemin tanınmış şairleri Şeyh Galib ve Enderunî Fazıl’a ait şiirleriyle 18. yüzyıl mimarlık örnekleri arasında özel bir yer almaktadır. Deniz cephesinde iki, kara cephesinde tek katlı kütlesiyle Osmanlı klasik mimarlığının son ve ilginç yapılarından biri olan Kasır; süsleme açısından da çağının beğenisini yansıtmakta, özellikle besteci Sultan III. Selim Dönemi kültürünün pek çok öğesini bünyesinde barındırmaktadır. Öyle ki, bu kültürün başlıca simgeleri olan sedir ve sedirimsi kanepe, mangal kandil gibi mobilyalarla döşeli olan odalar, bugün yok olmuş bir yaşam biçiminin görünümlerini sergilemektedir. Günümüzde bir müze-saray olarak ziyarete açık tutulan Aynalıkavak Kasrı’nın zemin katı, Sultan III. Selim’in besteci özelliği de göz önünde tutularak, Topkapı Sarayı Müzesi’nde bulunan görsel kaynaklar ve kimi kurum ve kişilerin armağan ettiği çalgıların bir araya getirilmesiyle “Türk Çalgıları Sergisi” mekânına dönüştürülmüştür. Kasrın bahçesindeyse, özellikle yaz aylarında konuklara yönelik kafeterya hizmetleri, klasik Türk Sanat Müziği örneklerinin seslendirildiği Aynalıkavak Konserleri ile ulusal ve uluslararası nitelikte resepsiyonlar verilmektedir.
__________________ ![]() ![]() | |||||||||||
| | |
| | #5 | |||||||||||
| Moderator ![]() ![]() Üyelik tarihi: Jan 2007
Mesajlar: 3.692
Üye No: 224
Nerden: İstanbul Rep:: 7 Rep Puanı : 250 Rep Derecesi : ![]() ![]() ![]() Teşekkür Etti: 2 30 Mesajınıza 48 Teşekkür Edildi Level: 46 [ ![]() ![]() ![]() ![]() ]Paylaşım: 567 / 1134 | Beyazıt Kulesi ![]()
__________________ ![]() ![]() | |||||||||||
| | |
| | #6 | |||||||||||
| Moderator ![]() ![]() Üyelik tarihi: Jan 2007
Mesajlar: 3.692
Üye No: 224
Nerden: İstanbul Rep:: 7 Rep Puanı : 250 Rep Derecesi : ![]() ![]() ![]() Teşekkür Etti: 2 30 Mesajınıza 48 Teşekkür Edildi Level: 46 [ ![]() ![]() ![]() ![]() ]Paylaşım: 567 / 1134 | Beylerbeyi Sarayı ![]() Adres: Abdullahağa Caddesi 81210 Beylerbeyi Telefon: 0216 321 93 20 Anadolu yakasının en önemli yapılarından biri olan "Beylerbeyi Sarayı" nın bugüne kadar yalnız Harem ve Selâmlık bölümleri gezilebilmekteydi. Yapılan son çalışmalarla Anadolu yakasının önemli doğal güzelliklerini içeren "Set Bahçeleri" ve sarayın değerli bir bölümünü teşkil eden "Sarı Köşk", "Mermer Köşk" ve "Ahır Köşk" de tümüyle ele alınarak restore edilmiş ve ziyarete açılmıştır. Büyük Konstantinus`un diktirdiği bir haçtan dolayı önceleri İstavroz Bahçeleri adıyla anılan Beylerbeyi Set Bahçeleri`nin güzelliği, bu bölgede Bizanslılar döneminden itibaren görkemli binaların yapılmasına neden olmuştur. Bölge şimdiki adını Sultan III Murat döneminde (1574-1595) Rumeli Beylerbeyi olan Mehmet Paşa`nın buradaki yalısından almaktadır. Çeşitli dönemlerin yapılarından sonra II. Mahmut döneminde yapılan ahşap sarayın yanmasıyla Sultan Abdülaziz, burada 1861-1865 yılları arasında bugünkü sarayı yaptırmıştır. Mimarı Serkis Balyan`dır ve yapımında beş bin işçi çalıştığı bilinmektedir. Yazlık saray olması nedeniyle sürekli oturulmayan Beylerbeyi Sarayı genellikle yaz aylarında, özellikle de yabancı devlet başkanlarının ağırlanmasında kullanılmıştır. Sırp Prensi, Karadağ Kralı, İran Şahı, Fransız İmparatoriçesi Eugenie bunlardan bazılarıdır. Sultan II. Abdülhamit de ömrünün son altı yılını bu sarayda geçirmiş ve burada ölmüştür (1918). Çeşitli Batı üsluplarının Doğu üsluplarıyla kaynaştırıldığı saray, iç mimari ve kullanım özellikleri bakımından Türk Evi plânına benzer- likler gösterir. Harem ve selâmlık olarak iki ana bölümden oluşan sarayda selâmlık, donatım ve dekorasyon bakımından Harem`den daha zengindir. Bodrum katı mutfak ve depo olarak kullanılan üç katlı sarayda üç giriş, altı salon, yirmi altı oda vardır. Rutubete ve sıcağa karşı taban döşemeleri, orijinalleri Mısır`dan getirtilen hasırlarla kaplanmıştır. Coğunluğu Hereke yapımı Türk halıları, Bohemya kristal avizeleri, Fransız saatleri, Çin, Japon, Fransız ve Yıldız vazoları görülmeye değer sanat eserlerinin yalnızca bir bölümüdür. Deniz kıyısında kurulmuş Harem ve Selâmlık Yalı Köşkleri, Set bahçeleri`ndeki büyük havuzun çevresinde yer alan Sarı Köşk, bir av köşkü olarak yapılmış havuzlu iç mekanıyla ünlü Mermer Köşk, saltanat atlarını barındırmak amacıyla inşa edilmiş ve döneminin en güzel örneklerinden biri olarak yaşayan Ahır Köşkü, Beylerbeyi Sarayı`nı bütünleyen önemli yapılardır. Bunlardan Sarı Köşk ve Mermer Köşk`ün II. Mahmut dönemi yapıları olduğu sanılmaktadır. Hizmete giren Set Bahçelerinden önce onarımı tamamlanan Mermer Köşk ve Ahır Köşk 5 Temmuz 1985`te ziyarete açılmış, bunları Sarı Köşk izlemiş bulunmaktadır. Sarı Köşk`ün önü çocukların sanat çalışmalarına, alt katı Dolmabahçe Sarayı`nda olduğu gibi değişik gösterilere ayrılmıştır. Üst kat ise milli ve milletlerarası önemli toplantılar için kimliğine uygun biçimde yeniden donatılmıştır. Ayrıca, tarihimizde ve Boğaziçi kültüründe özel bir yeri olan Beylerbeyi Sarayı ve ilginç tünelinin, Türkiye, İstanbul, Boğaziçi ve Saraylarımızın tanıtımı için tümüyle değerlendirilmesinden sonra, sanat ve kültür ağırlığı Anadolu yakasında da vurgulanmış olacaktır.
__________________ ![]() ![]() | |||||||||||
| | |
| | #7 | |||||||||||
| Moderator ![]() ![]() Üyelik tarihi: Jan 2007
Mesajlar: 3.692
Üye No: 224
Nerden: İstanbul Rep:: 7 Rep Puanı : 250 Rep Derecesi : ![]() ![]() ![]() Teşekkür Etti: 2 30 Mesajınıza 48 Teşekkür Edildi Level: 46 [ ![]() ![]() ![]() ![]() ]Paylaşım: 567 / 1134 | Burmalı Sütun (Yılanlı Sütun) ![]() Kökeni araştırıldığında birbirine sarılmış üç tunç yılanın başları üzerinde taşıdığı antik devre ait üç ayaklı bir tütsü kazanı olduğu anlaşılan bu anıt da Yunanistan’ın Delfi şehrinden Constantinus I tarafından İstanbul’a getirilmiştir. Yılanlı sütun, M.÷. 5. yüzyıl sonlarında Yunanlıların memleketleri istila eden Perslere karşı kazandıkları Platea (479) ve Salamis (480) zaferlerinin bir hatırası olarak ele geçen silahların eritilmesiyle yapılmış ve bir şükran ifadesi olarak da Delfi Apollon mabedine hediye edilmiştir. Perslere karşı müttefik olarak savaşan 31 Yunan kolonisinin baş şehirlerinin isimleri sütunun üzerine kazılmış olup bugün de bunlar okunabilmektedir. İstanbul’daki anıtların en eskilerinden biri olan yılanlı sütun aslında 8 m. boyunda ve 29 burmadan ibaret olmasına rağmen halen sadece 5 m. lik bir kısmı ayakta durmaktadır. Yılanların başları üzerinde taşıdığı mitolojik üç ayaklı kazan ise daha sütun İstanbul’a getirilmeden önce Delfi’de kaybolmuştu. Günümüze ulaşamayan yılanların başlarının XVII. yüzyıl sonlarına kadar bulunduğu Hünernamedeki minyatürler ile Alman ressamlarından Bretchenda ve Davis’in resimlerinden öğreniyoruz. Bu başların ne zaman ve nasıl koptuğu kesin olarak bilinmemekle beraber içlerinden bir tanesinin yalnızca üst kısmı İstanbul Arkeoleji Müzesi’nde bulunmaktadır.
__________________ ![]() ![]() | |||||||||||
| | |
| | #8 | |||||||||||
| Moderator ![]() ![]() Üyelik tarihi: Jan 2007
Mesajlar: 3.692
Üye No: 224
Nerden: İstanbul Rep:: 7 Rep Puanı : 250 Rep Derecesi : ![]() ![]() ![]() Teşekkür Etti: 2 30 Mesajınıza 48 Teşekkür Edildi Level: 46 [ ![]() ![]() ![]() ![]() ]Paylaşım: 567 / 1134 | Cağaloğlu Hamamı Cağaloğlu`n da Yerebatan Caddesi`nin sağ yanıda yer alır. Sultan I. Mahmud tarafından Ayasofya Cami’ne gelir sağlamak amacıyla 1741 yılında inşa ettirilmiştir, mimarı bilinmemektedir.Cağaloğlu Hamamı kadınlar ve erkekler için ayrı kısımları olan bir çifte hamamdır. İçinde kullanılan Barok üslup ve klasik Osmanlı hamam mimarisinde olmayan yenliklerin yanı sıra, Sultan III. Mustafatarafından şehrin artan su ve odun ihtiyacı nedeniyle 1768`de büyük hamam yapılmasının yasaklanmasından önce inşa edilen son büyük hamam olması nedeniyle önem taşır. |