| | #1 | ||
| Moderator ![]() ![]() | ===Abse=== Genellikle bakteri istilasına bağlı bir tahriş sonucu dokularda oluşan bir olaydır. Abse bölgesinde, artan kan dolaşımından ötürü, doku arasında, bol miktarda sıvı ve akyuvarlar toplanır. Hasta bölge genellikle sağlam kısımlardan ayrılmış olur ve zamanla, ölü akyuvarlar, bakteriler ve doku arasına sızmış olan sıvı, irin adı verilen birikintiyi oluşturur. Abse oluşumunun vücut yüzeyindeki ilk belirtisi, dokunulduğunda ağrıyan, sert, kırmızı bir bölgedir. Abse yerelleşmeye ve irin oluşmaya başlayınca, bu kırmızı alanın sınırları çok belirginleşir ve merkezi yumuşamaya başlara. Genellikle, irin, direnci en az olan bölgeye doğru ilerler, bir çıkıntılı nokta oluşturur. Yüzeydeki bir abse için direnci en az olan bölgeler, deridir. Zamanla, abse patlar ve irin dışarı akar. Abse yerleşip irin oluşur oluşmaz, o bölge yarılırsa, ağrı ve olayın ilerlemesi önlenmiş olur. İrin oluşmadan ve abse yerelleşmeden yarmak veya iğneyle delmek gereksizdir, çünkü bu takdirde abse yayılır. İki yöntemle abse gelişimi önlenebilir: Antibiyotik kullanmak veya o bölgede kan akımını artırmak için abse alanını dinlendirip sıcak tutmak. Isı sağlamak amacıyla, eskiden lapa kullanılırdı, ancak bunun etkisi çok kısadır ve bölgeyi çok ıslak tutar. En iyisi, küçük bir absede dahi, doktorun fikrini almaktır. Patlayıp akan abse, akıntının serbest olduğu ve bölgenin kuru tutulabildiği hallerde, çok çabuk iyileşir. Akan absenin üstünü temiz, kuru gazlı bezle kapatmak ve bu gazlı bezi sık sık değiştirmek gerektir. Derideki abseler, ufak bir yarık veya sıyrıktan mikropların girmesiyle ya da derideki ufak yağ bezlerinde ve kıl diplerinde oluşur (bkz. Deri). İç organlardaki abselerse, bıçak veya kurşun yaralarında olduğu gibi, organa yabancı bir cismin girmesiyle oluşur. Kaza ile, yutulan diş veya yiyecek maddesi, solunum yoluna girerse, akciğerde abse oluşabilir. İç organlarda abse oluşumuna yol açan diğer bir olay da, yerel enfeksiyonların yayılmasıdır. Buna örnek olarak, patlamış bir apendiks'in pelvis organlarında abse oluşumuna yol açması veya absenin ortakulaktan beyne yayılması gösterilebilir. Amipli dizanteride görülen karaciğer abseleri ve veremebağlı "soğuk" abseler değişik nitelikli olduklarından ilgili hastalıklar bölümünde anlatılmışlardır. Bkz. İltihap Reaksiyonu. ÖNEMLİ UYARI... Sitede doktorunuzun yerini almak gibi bir amacım kesinlikle yoktur.Sizlere aktardığım bilgiler,tavsiye amaçlı olup,reçete ya da tedavi yöntemlerinizi değiştirmeye yönelik değildir.Bilgilerin yanlış anlaşılmasından ve buna bağlı olarak doğabilecek mağduriyetten galaxiforumturkey.com yasal sorumluluk altında değildir. Esas olan teşhis ve tedavinin doktorunuzun tespitleri ile yapılmasıdır.galaxiforumturkey.com site’sinde yer alan her türlü bilgi sadece aydınlatma amaçlıdır.
__________________ ![]() ![]() Konu hasantek tarafından (13-12-2007 Saat 17:42 ) değiştirilmiştir.. | ||
| | |
| |
| | #2 | |||||||||||
| Moderator ![]() ![]() Üyelik tarihi: Jan 2007
Mesajlar: 3.692
Üye No: 224
Nerden: İstanbul Rep:: 7 Rep Puanı : 250 Rep Derecesi : ![]() ![]() ![]() Teşekkür Etti: 2 30 Mesajınıza 48 Teşekkür Edildi Level: 46 [ ![]() ![]() ![]() ![]() ]Paylaşım: 567 / 1134 | ===Adale romatizması=== Çoğunlukla, şiddetli soğuk algınlıklarından sonra görülen ve hareket etmenin zorlaşmasına neden olan bir çeşit romatizmadır. Tıp dilinde Myalgia, Fibrozit denir. Korunmak için terli çamaşırları, en kısa zamanda değiştirmek ve üşütmemek gerekir. ÖNEMLİ UYARI... Sitede doktorunuzun yerini almak gibi bir amacım kesinlikle yoktur.Sizlere aktardığım bilgiler,tavsiye amaçlı olup,reçete ya da tedavi yöntemlerinizi değiştirmeye yönelik değildir.Bilgilerin yanlış anlaşılmasından ve buna bağlı olarak doğabilecek mağduriyetten galaxiforumturkey.com yasal sorumluluk altında değildir. Esas olan teşhis ve tedavinin doktorunuzun tespitleri ile yapılmasıdır.galaxiforumturkey.com site’sinde yer alan her türlü bilgi sadece aydınlatma amaçlıdır.
__________________ ![]() ![]() Konu hasantek tarafından (13-12-2007 Saat 17:49 ) değiştirilmiştir.. | |||||||||||
| | |
| | #3 | |||||||||||
| Moderator ![]() ![]() Üyelik tarihi: Jan 2007
Mesajlar: 3.692
Üye No: 224
Nerden: İstanbul Rep:: 7 Rep Puanı : 250 Rep Derecesi : ![]() ![]() ![]() Teşekkür Etti: 2 30 Mesajınıza 48 Teşekkür Edildi Level: 46 [ ![]() ![]() ![]() ![]() ]Paylaşım: 567 / 1134 | ===Adale romatizması=== Çoğunlukla, şiddetli soğuk algınlıklarından sonra görülen ve hareket etmenin zorlaşmasına neden olan bir çeşit romatizmadır. Tıp dilinde Myalgia, Fibrozit denir. Korunmak için terli çamaşırları, en kısa zamanda değiştirmek ve üşütmemek gerekir. ÖNEMLİ UYARI... Sitede doktorunuzun yerini almak gibi bir amacım kesinlikle yoktur.Sizlere aktardığım bilgiler,tavsiye amaçlı olup,reçete ya da tedavi yöntemlerinizi değiştirmeye yönelik değildir.Bilgilerin yanlış anlaşılmasından ve buna bağlı olarak doğabilecek mağduriyetten galaxiforumturkey.com yasal sorumluluk altında değildir. Esas olan teşhis ve tedavinin doktorunuzun tespitleri ile yapılmasıdır.galaxiforumturkey.com site’sinde yer alan her türlü bilgi sadece aydınlatma amaçlıdır.
__________________ ![]() ![]() Konu hasantek tarafından (13-12-2007 Saat 17:53 ) değiştirilmiştir.. | |||||||||||
| | |
| | #4 | |||||||||||
| Moderator ![]() ![]() Üyelik tarihi: Jan 2007
Mesajlar: 3.692
Üye No: 224
Nerden: İstanbul Rep:: 7 Rep Puanı : 250 Rep Derecesi : ![]() ![]() ![]() Teşekkür Etti: 2 30 Mesajınıza 48 Teşekkür Edildi Level: 46 [ ![]() ![]() ![]() ![]() ]Paylaşım: 567 / 1134 | ===Servikal Adenit=== Boyundaki derin ve yüzeyel fasyalar arasında yer alan tonsiler, submandibuler, submental, oksipital, yüzeyel ve derin juguler, nukkal, spinal aksesuar ve transvers servikal lenf bezlerinin enfeksiyonudur. Etkenler genellikle viruslar, S. aureus, grup A streptokok, diğer streptokoklar, anaerob bakteriler, Bartonella henseleae, atipik mikobakteriler ve Gram negatif basillerdir. Akut bilateral adenitler daha çok viruslara ve grup A streptokoka, akut tek taraflı adenitler S. aureus, grup A streptokok, anaerob bakteriler ve viruslara, subakut ve kronik adenitler ise atipik mikobakteriler, tüberküloz, toksoplazmozis ve kedi tırmığı hastalığı (Bartonella henseleae)’na bağlıdır. Nadiren M. tuberculosis, mantarlar, T. gondii, F. tularencis, Y. pestis, HIV ve C. diphtheriae da etken olarak karşımıza çıkabilir. Mikroorganizmalar genellikle üst solunum yolu, tonsiller ve dişlerden veya travma yolu ile, nadiren kan yolu ile lenf bezlerine gelir. Klinik: Lenf bezi büyümesinin süresine ve tek veya iki taraflı olmasına bağlı olarak değişir. Sistemik semptomlar genellikle yok veya hafiftir. Birlikte etraf dokuda sellülit veya bakteriyemi varsa, yüksek ateş görülebilir. Özellikle streptokok adenitlerinde başlangıçta üst solunum yolu enfeksiyonu semptomları olabilir. Lenf bezi büyüklüğü 2-6 cm kadar olabilir, en sık submandibular (% 50-60) ve üst servikal bezler (% 25-30) etkilenir. Bez üzerindeki deri genellikle hiperemiktir ve lokal ısı artımı vardır. Vakaların yaklaşık ¼’ünde fluktuasyon alınır. Daha çok S. aureus ve mikobakteri enfeksiyonlarında süpürasyon olabilir. Lenf bezlerinin yoğun olarak bulunduğu diğer bölgeler (klavikula üstü, aksilla ve inguinal bölge) kontrol edilmeli, dalak ve karaciğer büyüklüğü araştırılmalıdır. Vücutta yaygın lenfadenopati ve hepatosplenomegali varsa, servikal lenfadenopati genellikle sistemik bir hastalığa (EBV, CMV gibi viral enfeksiyonlar, toksoplazmozis, tüberküloz, kollajen doku hastalıkları, lösemi…) cevap olarak gelişmiştir. Ağız boşluğu, farinks, burun, kulak, saçlı deri gibi lenf drenajı boyundan geçen bölgelerin muayenesi ile muhtemel primer kaynak ile ilgili bilgi elde edilir. Komplikasyonlar: Abse formasyonu, sellülit, bakteriyemi, internal juguler ven trombozu, etkene bağlı komplikasyonlar (akut romatizmal ateş, glomerulonefrit, haşlanmış deri sendromu…) Tanı: Hafif vakalarda klinik tanı yeterlidir. Ancak antibiyotik tedavisine cevap alınamazsa, iğne aspirasyonu veya insizyon ile örnek alınıp Gram, Wright ve Ziehl-Nielsen boyaları ile boyanıp incelenmeli, gerekirse sitolojik ve patolojik yönden değerlendirilmelidir. Ağır vakalarda tedaviye başlamadan örnek alınması uygun olur. Persistan, 8-12 haftada tanı konamamış adenitlerde ve neoplazi ile uyumlu bulgular varsa (alt servikal ve supraklavikular lenfadenopatiler, kilo kaybı, düşmeyen ateş, deriye ve derin dokulara yapışıklık) Ayırıcı Tanı: Kabakulak, bakteriyel parotitis, diş abseleri, konjenital boyun kitleleri (tiroglossal kanal kisti, brankial yarık kisti, kistik higroma, epidermoid kist), boyun tümörleri (lenfoma, nörojenik tümörler, tiroid tümörleri, parotis tümörleri, Kawasaki hastalığı, ilaç reaksiyonları, kollajen doku hastalıkları, sarkoidoz, retiküloendotelyozlar, depo hastalıkları. Tedavi: Lenf bezinin fazla büyümediği, hassasiyetinin az olduğu ve primer enfeksiyon odağının bulunmadığı hafif vakalarda antibiyotik tedavisine gerek yoktur, lenf bezi küçülmeye başlayıncaya kadar haftalık kontrollerle izlenmesi yeterlidir. Büyüme devam ederse veya hasta başvurduğunda lenf bezi büyük (ancak 3 cm’den küçük), hassas, deri kızarık ve primer enfeksiyon odağı yoksa oral empirik antibiyotik tedavisi başlanıp, küçülme oluncaya kadar izlenir. Bu hastalarda antibiyotik olarak flucloxacillin, cephalexin, clindamycin veya amoxicillin/clavulanate kullanılabilir. Lenf bezi 3 cm veya daha büyükse, inflame ise, birlikte sellülit varsa ve/veya sistemik semptom ve bulgular varsa, başlangıç antibiyotik tedavisine cevap vermemişse, hastanın hospitalize edilmesi ve insizyon veya dreya drenaj ile örnek alınıp incelenmesi uygun olur. Etken saptanamamışsa, veya sonuçları beklerken parenteral clindamycin, cefazolin + metronidazole, sulbactam/ampicillin veya vankomycin (veya teikoplanin) + metronidazole tedavilerinden biri başlanabilir. Kaynak :Türk İnfeksiyon Web Sitesi (TİNWEB)
__________________ ![]() ![]() Konu hasantek tarafından (13-12-2007 Saat 17:55 ) değiştirilmiştir.. | |||||||||||
| | |
| | #5 | |||||||||||
| Moderator ![]() ![]() Üyelik tarihi: Jan 2007
Mesajlar: 3.692
Üye No: 224
Nerden: İstanbul Rep:: 7 Rep Puanı : 250 Rep Derecesi : ![]() ![]() ![]() Teşekkür Etti: 2 30 Mesajınıza 48 Teşekkür Edildi Level: 46 [ ![]() ![]() ![]() ![]() ]Paylaşım: 567 / 1134 | Behçet Hastalığı Genel Bilgiler İlk kez 1937 yılında bir Türk doktoru olan Hulusi Behçet tarafından tanımlanmıştır. Tıp Dünyasında bir Türk doktoru tarafından tanımlanan nadir hastalıklardan birisidir. Behçet hastalığının en tipik özelliği, ağızda tekrarlayan aft adı verilen yaralar olmasıdır. ===Ağız yaraları=== Ağız yaralarına hemen hemen her hastada rastlanır ancak % 1 - 3 gibi az bir kısım hastada ağızda yara şeklinde bir belirti görülmeksizin hastalığın diğer belirtileri görülebilir. Genellikle ağızdaki yaralar hastalığın ilk belirtileridir ve diğer belirtiler ortaya çıkmadan yıllarca aft yakınması bulunan hastalar az değildir. Behçetteki ağız yaraları, tekrarlayıcı basit aftlardan ayırd edilemez ise de çok sayıda olmaları ve daha sık nüks etmeleri gibi farklılıklar vardır. Behçette aftlar genellikle ayda bir veya birkaç kez tekrarlar ve bir kaç gün içersinde iyileşirler. Cinsel Bölge Yaraları Behçet hastalığının diğer bir belirtisi de genital bölgede tekrarlayan yaralardır. bu yaralar küçük, deriden kabarık kırmızılık veya sivilce halinde başlar ve bunu, çabucak zımba ile delinmiş görünümde ve yavaş iyileşen yaranın gelişmesi izler. Bu yaralar hemen her zaman yerlerinde iz bırakarak iyileşirler. Genital bölge yaraları aftlara göre sayıca daha az ve daha uzun sürede iyileşirler. Deri Belirtileri Behçet hastalığında, koltuk altları ve kasıklar gibi büyük kıvrım yerlerinde de benzer yaralara zaman zaman rastlanabilir. 1. Kırmızı ve ağrılı yumrular şeklinde oluşumlar. 2. Sivilce benzeri belirtiler. 3. Deri damarlarının hastalanmasıyla ilgili belirtiler. Göz Belirtileri En önemli organ tutulmalarından biri olan gözdeki iltihaplanma hastaların yarısında tespit edilir. Gözde kanlanma ve bulanık görme şeklinde kendini gösterir. Erkeklerde ve genç kisilerde göz belirtileri daha sık ve daha ağır seyrederken, kadınlarda ve yaşlılarda daha seyrek ve daha hafiftir seyreder. Göz belirtileri bazan körlüğe kadar gidebilir.
__________________ ![]() ![]() Konu hasantek tarafından (13-12-2007 Saat 18:00 ) değiştirilmiştir.. | |||||||||||
| | |
| | #6 | |||||||||||
| Moderator ![]() ![]() Üyelik tarihi: Jan 2007
Mesajlar: 3.692
Üye No: 224
Nerden: İstanbul Rep:: 7 Rep Puanı : 250 Rep Derecesi : ![]() ![]() ![]() Teşekkür Etti: 2 30 Mesajınıza 48 Teşekkür Edildi Level: 46 [ ![]() ![]() ![]() ![]() ]Paylaşım: 567 / 1134 | ===ağrılı aybaşı hali === Tıp dilinde dysmenorrhoea/dismenore denilen bu hâl, özellikle aybaşı kanamasının başladığı ilk gün görülür. Bazı kimselerde, ağrılar aybaşı kanamasının başlamasından bir kaç gün önce ortaya çıkar ve kanamanın başlamasıyla kesilir. Bir kısmında da kanama başlamadan, kanama görülen günlerde ve sonraki birkaç gün içinde hissedilir. Bu çeşit ağrılara, çoğunlukla 18-24 yaşları arasındaki kadınlarda rastlanır. ağrı, göbek altında veya bacakların üst kısmında kasılmalar şeklinde başlar. Kusma görülebilir. Yüz, sararır ve terleme artar. ÖNEMLİ UYARI... Sitede doktorunuzun yerini almak gibi bir amacım kesinlikle yoktur.Sizlere aktardığım bilgiler,tavsiye amaçlı olup,reçete ya da tedavi yöntemlerinizi değiştirmeye yönelik değildir.Bilgilerin yanlış anlaşılmasından ve buna bağlı olarak doğabilecek mağduriyetten gsm-sat.com yasal sorumluluk altında değildir. Esas olan teşhis ve tedavinin doktorunuzun tespitleri ile yapılmasıdır.gsm-sat.com site’sinde yer alan her türlü bilgi sadece aydınlatma amaçlıdır.
__________________ ![]() ![]() | |||||||||||
| | |
| | #7 | |||||||||||
| Moderator ![]() ![]() Üyelik tarihi: Jan 2007
Mesajlar: 3.692
Üye No: 224
Nerden: İstanbul Rep:: 7 Rep Puanı : 250 Rep Derecesi : ![]() ![]() ![]() Teşekkür Etti: 2 30 Mesajınıza 48 Teşekkür Edildi Level: 46 [ ![]() ![]() ![]() ![]() ]Paylaşım: 567 / 1134 | ===AKREP SOKMALARI (SCORPIONIZM)=== VE AKREP ZEHİRLERİ Giriş Akrepler ve akrep sokmalarıyla ilgili olarak; gerek akademik çevrelerden -özellikle Tıp fakültelerinden-, gerek Biyoloji öğrencilerinden gerekse halktan gelen yoğun sorular nedeniyle; ilgilenenlere cevap olması açısından, literatürden yararlanarak bu sayfa hazırlanmıştır. Halk arasında sıkça duyulduğu gibi; "kuyruk boğumu ne kadar fazla ise zehir miktarı artar" inancı bilimsel değildir. Zira akreplerin kuyruğu söylendiği gibi 7, 8, ... 12, 13 boğumlu değil; 6 boğumlu (segmentli)dur. Zehir, akrebin "telson" denen kuyruğunun son boğumunda yer alan zehir bezlerinden üretilir ve iğneleyeceği zaman iki kasın yardımıyla dışarı verilir. Akrep sokmaları için literatürde kullanılan isim, "scorpionizm"dir. Scorpionizm, yurdumuzdaki akreplerden özellikle Buthidae üyelerinden kaynaklanır. Diğer akrep gruplarında (Euscorpiidae, Iuridae, Scorpionidae), önemli bir vakaya rastlanmamaktadır. Sokulan bölgede genelde kızarıklık, şişlik ve kısmi ağrı şeklinde sonlanır. Buthidae içinde ise en tehlikeli olabilecekler, Leiurus quinquestriatus ve Androctonus crassicauda'dır. Bunların dışında Batı, Orta ve Güney (Akdeniz) Anadolu'da en çok rastlanan Mesobuthus gibbosus ile Orta Anadolu ve daha doğuda kalan Anadolu kesiminde (Karadeniz kıyı kesimi hariç) sıkça rastlanan M. eupeus'un sokması sonucu zaman zaman ciddi semptomlar görülse de genelde ölüme sebebiyet vermemektedirler. Tehlikeli akrep sokmaları daha çok ABD'nin güneybatısı, Meksika, Güney Amerika'nın orta ve kuzey bölgeleri, Hindistan ve Ortadoğu ülkelerinde, yurdumuzda ise Güneydoğu Anadolu'da görülür. Dünya genelinde yılda yaklaşık 100000 akrep sokması görülmekte ve bunlardan 800 kadarı ölümle sonuçlanmaktadır. Ülkemizdeki vakaların sayısı için bir rakam vermek güçtür. Ancak bilhassa Güneydoğu'da yaptığımız çalışmalar sırasında sağlık ocakları ve halktan edinilen bilgiye göre; tamamına yakını kısmi ağrılar ve yaralar şeklinde olup, birkaç saatten bir güne varan sürelerdeki rahatsızlıklar ile sonuçlanmaktadır. Bazı türlerin sokması sonucu oluşan etki, arı sokmasından pek farklı değildir. Akrep sokmalarında görülen semptomlar ve diğer alametler: Akrep sokmalarının etkisi, akrebin türüne, boyuna, yaşına, cinsiyetine, saldırganlığına, mevsime, sokulan kişinin alerji hassasiyetine, yaşına, sokulan bölgenin hayati fonksiyonlara sahip organlara yakınlığına göre değişmektedir. Bilhassa kalp ve solunum rahatsızlıkları olan insanlar, akrep sokmalarından fazla etkilenmektedir. Aslında iğnenin sokulan organda bıraktığı deliğin derinliği de zehirlenmenin etkisini belli eder. Eğer iğne kemiğe denk gelmişse alttaki yumuşak dokulu kısımlara ulaşamadığından çok daha az etki bırakır. Bütün akrepler, nörotoksik (merkezi sinir sistemini etkileyen) bir zehire sahiptir. Ancak bazı ekzotik türler sitotoksik (hücreleri etkileyen) zehire sahiptir. Akrep sokmalarında görülen semptomlar ve diğer alametler;-Sokulan yerde 30 dakika veya biraz daha fazla süren çabuk ve şiddetli, yanma hissi uyandıran ağrı ve genelde gözle görülebilen sokulma işareti (iğne izi), -Semptomlar, esas 30 dakika veya bazen 4-12 saat sonra görülmeye başlar ve takip eden 24 saat boyunca artarak kendini gösterir. Ağrı, belli bir bölgede olabileceği gibi, karındaki kramplar şeklinde başka bir yerde de oluşabilir. -Yanma hissi ile genellikle el, ayak, yüz ve baş derisinde görülen iğnelenme, karıncalanma ve aşırı bir duyarlılık (paraesthesia), -Giyecek birşeyler arama, yatağa girme isteği gibi deride aşırı duyarlılık ve sesten bile rahatsızlık (hyperaesthesia). -Bacakları bükememe şeklinde kas koordinasyon bozukluğu veya yürürken sarhoş gibi davranma, istem dışı hareketler, titreme, halsizlik (ataxia), -Bazı türlerde (Afrika'daki Parabuthus spp. gibi) nabzın 100-150'ye çıkması (tachycardia), -Yeme ve yutma sorunları (dysphagia), -Konuşma zorluğu (dysarthia), -Başağrısı, kusma ve ishal (diarrhea), -Hastanın göz kapaklarının bükülmesi, sarkması (ptosis), -Bebeklerde hiperaktiflik ve sebepsiz yere ağlamalar, -İdrar güçlüğü, -Solunum güçlüğü ve buna bağlı ölüm. Akrep sokmalarına karşı: Özellikle geceleri, akrep olabilecek yerlerde çıplak ayakla dolaşılmamalı, mümkünse ayağı iyi kapatacak şeyler giyilmeli, -Akreplere çıplak elle dokunulmamalı, -Kamp yaparken veya açık arazide yatarken; doğrudan zeminde yatılmamalı, -Arazide çeşitli amaçlarla taş veya ağaç kütüğü vs. kaldırırken dikkatli olmak; taş altında olabilecek bir canlıyı araştıran araştırıcının (biyoloğun) taşı kendine doğru çevirmesi (karşıya doğru değil!) gerekir. -Bölgenin akreplerinin yüksek zehirli veya pek zararsız olup olmadıklarını öğrenmekte de yarar vardır. Zehirlenmelerde yapılması uygun olacak tedbirler:- İlk olarak soğuk (buz vs.) uygulama yapılmalı. -Hyperaesthesia durumunda ağrıyı hafifletmek için hastaya bir analjezik (Aspirin, Paracetamol) verilebilir ve hemen hastaneye sevketmeli, -Kalp ve solunum fonksiyonları takip edilmeli, -Sistemik semptom görülen hastalar ile bilhassa çocuklar ve yaşlılar 24-48 saat süreyle müşahade altında tutulmalı, -Hareket edilmemeli ve yara temiz tutulmalı, -Panzehir, sadece ciddi zehirlenme durumlarında tatbik edilmeli, -Antihistamin ve steroidler sadece panzehire karşı alerjik tepkimeler görüldüğünde uygulanmalı, -Anaphylactic tepkimeler daima takip edilmeli ve görülürse adrenalin uygulamalı, -Ağrı ve krampları önlemek için damar içine (intravenöz) 10 cc 10% kalsiyum glukonat IV uygulanabilir. Ancak bu da sadece 20-30 dakika süreyle etkisini sürdürür. -Enfeksiyonu önlemek için tetanoz iğnesi yapılabilir. -Zehir gözlere temas edecek olursa; bol su veya süt vs. gibi bir sıvı ile yıkanmalıdır. Yapılması yanlış olacak uygulamalar: -Sokulan yeri bıçak vs. ile yarmak, kesmek, emmek, çeşitli merhemler sürmek gibi yöntemlere başvurulmamalı veya geleneksel yöntemler "kocakarı ilaçları vs." kullanılmamalı, -Semptomların etkisini azaltmak için alkol kullanılmamalı, - Kuvvetli bir zehirlenmeye bağlı herhangi bir semptom veya alamet yoksa, panzehir (antivenom) kullanılmamalı, -Örümcek veya yılan panzehirleri kullanılmamalı, -Fazla salya salgılamayı (daha çok Afrika'daki Parabuthus türlerinde görülür) önlemek için (başka alerjik durumlara sebep olmaması için) atropin tatbik edilmemeli, -Morfin ve morfin benzeri acıyı azaltacak şeyler kullanılmamalı; zira bunlar nabzın artmasına ve solunum güçlüklerine sebep olabilir.
__________________ ![]() ![]() Konu hasantek tarafından (13-12-2007 Saat 18:04 ) değiştirilmiştir.. | |||||||||||
| | |
| | #8 | |||||||||||
| Moderator ![]() ![]() Üyelik tarihi: Jan 2007
Mesajlar: 3.692
Üye No: 224
Nerden: İstanbul Rep:: 7 Rep Puanı : 250 Rep Derecesi : ![]() ![]() ![]() Teşekkür Etti: 2 30 Mesajınıza 48 Teşekkür Edildi Level: 46 [ ![]() ![]() ![]() ![]() ]Paylaşım: 567 / 1134 | Akut Böbrek İltihabı : Ani olarak ortaya çıkan, titreme, kaburga altlarında ve yanlarında başlayıp, kasıklara kadar yayılan bir ağrı ile kendini gösterir. Sık sık idrara gitmek ihtiyacı duyulur. İdrar çıkarken de yanma ve ağrı hissedilir. İlk önlem olarak belin iki yanına sıcak su torbası konur. Bol su, limonata ve açık çay içilir. BÖBREKLERİMİZİ TANIYALIM Böbrekler vücudumuzun en önemli organlarındandır. Bel omurlarımızın her iki yanında yer alırlar. Erkeklerdeki ağırlığı 125-170gr, kadınlarda 115-155gr arasında değişir. Boyu 11-12cm, kalınlığı 3.5-4cm, eni 5-7.5cm olup fasulye biçiminde çift organlarımızdandır. Sağ böbrek sol böbrekten 1-2cm kadar aşağıdadır. Bu kadar küçük olan bu organların fonksiyonları ise düşünülemeyecek kadar büyüktür. Böbrekler yerlerine çok sıkı bağlanmışlardır. Solunumla hareket ederler. Her iki böbrekte yaklaşık olarak 2.400.000 civarında nefron adı verilen süzme üniteleri vardır. Bunların sayısı yaşlanmayla birlikte azalır. Kalbin dakikada pompaladığı 5-6 litre kanın 1.5’i böbreklerden filtre olur. İki böbrekte bulunan nefronlardan 1 dakikada 1 litre kan geçmektedir. Tüm bunlar böbreklerin vücut için ne kadar hayati önemi olduğunu göstermektedir. Böbreklerden geçen kan filtre edildikten sonra yararlı maddeler (kan elemanları, proteinler gibi) tekrar kana verilir, vücuttan uzaklaştırılması gerekli olan zehirli maddeler ise idrarı oluşturur. Böbrekler yaptıkları birçok fizyolojik fonksiyonlarla canlının var olabilmesinin şartı olan iç o |