Geri git   GalaxiForumTurkey >
.....::::: Sosyal Konular :::::.....
> TARİH > Türk Tarihi

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 14-12-2007, 23:54   #1
Administrator
 
ProFöSöR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Dikkat Mesajlara cevap yazmaktan cekinmeyin Teşekkür Etmek İçin Teşekkür Butonunu Kullanın.!!!
Bilgiler
Üyelik tarihi: Mar 2007
Yaş: 36
Mesajlar: 451
Üye No: 469
Profil
Ünvan
Rep:: 20
Rep Puanı : 335
Rep Derecesi : ProFöSöR is a jewel in the roughProFöSöR is a jewel in the roughProFöSöR is a jewel in the roughProFöSöR is a jewel in the rough
Teşekkür durumu
Teşekkür Etti: 4
50 Mesajınıza 65 Teşekkür Edildi
Level: 19 [♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥]
Paylaşım: 46 / 467
Güç: 150 / 2341
Tecrübe: 69%

İletişim
Standart Balkan MutfaĞi

Yunanistan Mutfağı
Söze Akdeniz'den başlayalım. En yakınımızda Yunanistan. Bu “en yakın” sıfatı, tabiî, çeşitli anlamlarda böyle: coğrafyanın yanısıra mizaç, mutfak ve başka alanlarda da en yakınımız. Hemen hemen bütün yemeklerimizin -adları dahil- ortak olduğunu söyleyebiliriz. Tabiî farklar da vardır. Örne­ğin bildiğimiz şiş kebaba onlar “suvlaki” der, ama bunu domuz etiyle de pişirebilirler. “Musaka”nın kökeni bildiğimiz patlıcan musakkasıdır, ama Yunanlar buna rendelenmiş peynir ve başka birçok nesne katarak “bilme­diğimiz” musakka haline getirirler. Bir de “şeftalya” vardır ki bu adı du­yunca “şeftali kompostosu” gibi bir şey beklersiniz, ama salçalı köftenin bir çeşidiyle karşılaşırsınız.
Dünyadaki her şey, en masum bir nesne, Yunanistan ile Türkiye ara­sında yer alıyorsa, bir casus belli (savaş nedeni) haline gelebilir. Albaylar Cuntası zamanında, yanılmıyorsam bir yasayla, “Türk kahvesi” denmesi yasaklanmıştı. “Yunan Kahvesi” mitini Yunanistan'da benimseyen hâlâ çok kişi var. Bayağı kavga konusu. Elias Petropoulos'un İletişim Yayınları'ndan çıkan Türk Kahvesi kitabı biraz da bunu protesto etmek için yazıl­mıştır. Yunan milliyetçiliğine tahammül edemediği için Paris'te oturur Elias. Ben de orada, Abidin Dino'nun bir sergisinde tanışmıştım.
Türk milliyetçiliğine tahammül etmek de eşit derecede zor. Ama Yu­nanistan, hem Osmanlı hegemonyasında yaşadığı, hem de daha küçük ol­duğu için, bu konuda daha nörotiktir.
Durum böyle olunca, kahve gibi birçok yemek de bir kavga konusu ha­line gelir. “Börek' sizin mi, bizim mi? “Dolma” Türk mü, Yunan mı vb.?
Örneğin “dolma” adı Türkçe, ama özellikle bunun zeytinyağda pişen “sarma” biçiminin bir Türk icadı olmasına ihtimal veremiyorum. Türkler Anadolu'ya gelmeden zeytinyağından da, asma yaprağından da haberleri yoktu; buradaki Rumi (Romalı) halklar, Yunanlar, Ermeniler vb. yüzler­ce yıldır zeytinyağıyla yemek pişirmişlerdi. Bu durumda “dolma” nasıl Türk olur?
Gene de, durum bu kadar basit değil. Bu ilişki canlı, dinamik bir ilişki. Yeni gelen eski yerliden elbette birçok şey öğrenecek, ama o da bu öğ­rendiğini geliştirebilir, başka bildikleriyle birleştirip değiştirebilir. Sonuçta İstanbul'da pişirilmiş dolma, genel olarak, Atina'da yiyeceğiniz dolmadan daha lezzetlidir.
Nedenini önceki “Osmanlı mutfağı” bölümünde anlattım, İstanbul payitaht. Elbette ki buranın pişirme kültürü daha gelişkin olacak.
Yunanistan dünyanın ilk turizm cennetlerinden biri olduğu için bu­nun bazı yozlaştırıcı etkilerini de edinmiştir. Plaka'da bir tavernada kılıç balığı yanında pilav ve patates kızartması eşliğinde masanıza gelince şaşır­mayın. Gene de böyle şeyler kural değil, istisna sayılır. Akdeniz'in yeme-içme üslûbunu, keyfini, sere serpeliğini Yunanistan'da bol bol bulursunuz.
Deniz ürünleri lezzet bakımından son derece iyidir. Bizde olmayan bazı yalın pişirme yöntemleri, örneğin ahtapot veya kalamarın ızgarası gayet iyidir. Özellikle Girit'te, çeşitli yabani otlarla yapılan salata ve başka yemekler, atlanmaması gereken bir insanî başarıdır.
Rumeli Mutfağı
Balkanlar'ın yemek kültürü bizimkiyle uyuşur, çünkü zaten çoğunun bildiğimiz, paylaştığımız yemekleri vardır. Romanya'da zeytinyağlı yaprak dolmasına “sarmala” denir; Sırbistan'da “şikembe”, “kapama” vb. vardır. “Cevap çiçe”, şiş kebabın Sırpça söylenişidir, ama bir Ru­meli Köftesi'nin adıdır. Bütün Balkanlar'da lokuma, bizim çoktan unuttuğumuz “rahat lokum” adı verilir. Bunun aslı “rahatü'l hulkum”, yani “boğaz rahatı”dır; bizde onun bozulmuşu olarak “latilokum” denirdi, unutuldu. Bizim unuttuğumuz başka şeyler de var bura­larda; örneğin Yunan tavernalarında patlıcandan yapılan bir mezenin adı “bekrimeze”!
Rumeli Osmanlılığı çok zengin bir şey tabiî. Kısmen bugünkü Türki­ye'ye gelmiş; ama bizim hiç bilmediğimiz tarafları da var. Bulgar arkada­şım Ognyan Minçev bunların çoğunu iyi bilen bir kişidir. Sofya'da beni özel bir lokantaya götürmüştü: bahçe içinde iki katlı bir evi lokanta hali­ne getirmişler. Sakatat konusunda uzmanlaşmış. Ognyan'a göre kökeni Bulgaristan'daki Osmanlı mutfağı, ama gelen zengin çeşitlerden bazılarını ben bilmiyordum.
Ondan öğrendiğim bir şey de “siktir git kahvesi”! Vaktiyle bir Os­manlı valisi, akşam yemeği sonrası, Türkçe bilmeyen konuklarını artık se­petlemek gereğini duyunca, önemli bir ikram yapma havasıyla, “Size bir siktir git kahvesi yaptırayım,” dermiş.
Türkiye'de yapılan en güzel börekler, hâlâ Rumeli kökenlilerin evle­rinde yapılır. Bunların, bizim pek bilmediğimiz, lahanalısı, patateslisi filan da olur. Böyle şeyler daha çok ev yemeği olduğu için o ülkelerde gittiği­niz lokantalarda bunlarla karşılaşmıyorsunuz. Ama hâlâ o bestelerin çalın­dığı ummanlar olduğu gibi, eminim, Balkanlar'da hâlâ o böreklerin pişti­ği mutfaklar da vardır.
Balkan halkları bize ve Yunanistan'a kıyasla daha etobur, sanıyorum. Şüphesiz bu hem görece yeni, hem de daha çok lokantalara özgü bir durum. Ama “lokanta”, birçok bakımdan toplumun idealindeki yemek hayalini temsil eden bir kurum olduğu için, koca tabaklar içinde sunulan ızgara çeşitleri, bir toplumsal gerçekliğin yansıması olmalı. Ayrıca, burada tanıdığım Rumeli göçmenlerinden (genellikle Makedonyalı) enginar, bezelye gibi birtakım sebzeleri vaktiyle hayvanlarına yedirdiklerini biliyorum.
“Yugoslav” yemeklerini, Eski Yugoslavya'nın lokantaları kadar Prag'daki Bosna lokantalarında da denemiş olabilirim. Çünkü bağlı oldu­ğum NGO'nun toplantıları için sık sık Prag'a gidiyorum, bu toplantılarda mutlaka Bosna'dan gelmiş arkadaşlarımız oluyor ve Boşnaklar Boşnak lo­kantasından başka yere kesinlikle gitmiyor. Bunun bir “dayanışma” oldu­ğunu söylüyorlar ama inanmıyorum - düpedüz “muhafazakârlık”. Boşnaklar Müslüman ama bu gibi lokantalarda önünüze sürülen devasa kebap-ızgara tabaklarında yer alan etlerin yüzde sekseni domuz.
Karasal bölgelerdeki bu et hegemonyasına karşılık, Hırvatistan kıyıla­rında bolca bulduğum deniz ürünleri, hem tanıdığım şeylerdi, hem de bildiğim biçimlerde pişirilmişlerdi. “Bildiğim” derken, Yunanistan'ı da kastediyorum. Örneğin Split'te de kalamarı içindeki kalkerli kabuğu çı­karmadan ateşe koyuyorlar. Pişme süresinde o nesne eriyor ve kalamara özel bir tat veriyor.
Macar Mutfağı
Gelelim Macaristan'a. “Orta Avrupa'nın Akdeniz'i” diye tanınan Ma­caristan yemekleriyle de komşularından ayrılır. Yemeklerinin türüyle değil elbette, ama burada her şey daha lezzetlidir.
Macaristan'da bir zamanlar Turancılık popülerdi. Dilleri Fin-Uygur ai­lesine bağlı olduğuna göre uzak bir hısımlığımız olabilir. Yalnız cümle değil, ses yapısı da Türkçe'yi andırır. Bütün Avrupa içinde, sokakta işitti­ğiniz konuşma sesinden ötürü kendinizi bir an Türkiye'de sanabileceğiniz tek ülkedir. Sesten başka, “aglutinatif” yapısı da Türkçe'ye benzer. An­cak, şimdiki dönemde Türklük'le akrabalık iddiasında bulunan Macar'a hiç rastlanmıyor. Bu arada bazı Türkler'in, gene Güneş-Dil teorisi misali bazı dilsel manipülasyonlar yaparak millî yemeklerini ellerinden alma ça­baları Macarlar'ı bayağı sinirlendiriyor: bu iddiaya göre “gulaş”ın aslı “kul aşı” imiş ve Kanunî'nin Mohaç zaferinden sonra yerleşmiş!
Macarlar böyle laflar karşısında “külahıma anlat” tavrına giriyorlar, ama biberin bu ülkeye bizimle birlikte gittiği herhalde doğru. Zaten “paprika” adı da bunu pekiştiriyor. Tatlısı ve acısıyla paprika Macar mutfağının temel direğidir. Bir Macar arkadaşımın babası, yerleştikleri Kanada'da, lokantaya giderken cebine paprikasını koyarmış, Kanada lokantasında bu medeniyet bulunmayacağı için. Mısır ekimini de Osmanlılar'ın götürdüğü kesin.

Macar mutfağı konusunda böyle yüksek perdeden konuşmamda bir rastlantının da payı var: Dostum Janos Ladanyi beni çok iyi -ama en çok erbabının bildiği- lokantalara götürdü. Örneğin, otantik köy yemekleri ya­pan bir yer. Acılı balık çorbası ve şimdi unuttuğum bir yığın güzel şey ye­dim. Kendi başıma gitsem buraları bulamaz ve bunları tatmış olamazdım. Janos Yahudi'dir; annesinin tepsiyle yaptığı lahana dolmasını da anlatmıştı. Türk Mutfağının Başka Ülkelerin Mutfaklarına etkileri


Halk kültürü, halkın yaşama biçimidir. Başka bir deyişle, bir ulus hakkında değerlendirme yapmak için, önce o ulusun halk kültürüne bakmak gerekir. Türk halk kültürünün zenginliği, ulusumuzun büyüklüğünün kanıtıdır.
Halk kültürü zincirinin önemli bir halkası olan mutfak kültürü, bir anlamda ulusun aynası demektir. “Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur.” Sağlam bir vücuda sahip olabilmek ise, esaslı bir beslenme sistemi ile mümkündür. Biz burada, Türk beslenme sistemini, Türk mutfak geleneğini ve yemeklerin ayrıntılı tariflerini yapacak değiliz. Amacımız, bu kültürümüzün, başka ülkelerin insanlarına etkilerini saptamaktır. Dört Kıt’ada devletler kuran, kurduğu devletler Avrasya’ya egemen olan Ulusumuzun, sosyal ve kültürel alandaki etkilerinin yanı sıra, mutfak kültüründe de egemen olduğu ulusları etkilemesi doğaldır. Çünkü, “Türk mutfağı bir sanattır. Yüzde yüz güzel sanatlar kapsamına girer, çünkü tabiidir, garp mutfağına kıyasla natüreldir... Bu sanatın içinde yaşayanlar keman çalan sanatkârlara benzerler, hassastırlar, artisttirler…”
Çünkü, “Türk mutfağı bir bilgi ve sanat bileşimi olduğu kadar aynı zamanda, çağdaş bir terapi öğesidir... Bu zengin sofra töresi her zaman yabancı gezginleri, konukları şaşırtmıştır. İmparatorluğun ilk İngiliz Büyükelçisi Sir Edvard Burton, başkent İstanbul’da şerefine verilen ilk ziyafetten sonra raporunda, Kraliçe Elizabeth’e, yaklaşık yüz türlü yemek saydığını, gül şerbetinin nefis lezzetini bildirmiş, yemek bitince, ellerini buhur suyu denilen içinde öd ağacı, misk, sandal ağacı ve çiçek suyu bulunan çok güzel kokulu bir suyla yıkadıklarını yazmıştı”

En değerli mutfak

Mutfak kültürü söz konusu olduğunda, öncelikle üç mutfaktan övgüyle söz edilir. Bunlar Çin, Fransız ve Türk mutfaklarıdır. Gerçi Çin ve Fransız mutfakları da zengindir ama; Türk mutfağı kadar çeşitlilik yoktur. Örneğin Çin mutfağı, daha çok deniz ürünlerine dayalıdır ve yeryüzündeki bütün canlı yaratıkların yemeğe dönüşmesinden oluşur. Fransız mutfağının ana malzemeleri ise et ve sostur. Çeşitli hayvanların etleri, çeşitli metotlarla pişirilerek, çeşitli soslarla sofraya getirilir. Dolayısıyla Türk mutfağı, ünlü olan bu iki mutfağa oranla, çok daha zengindir ve ötekilerle kıyaslanmayacak değerlere sahiptir... Ülkemizin her bölgesinin; hatta her kentinin kendine özgü yemekleri vardır. Örneğin Afyonkarahisar’da, sadece patlıcandan şu 23 yemek yapılmaktadır: Yanı yarma (karnıyarık, bütün etli patlıcan, nohutlu patlıcan, kavurmalı patlıcan kebabı, patlıcan böreği, patlıcan küllemesi, patlıcan dolması, yoğurtlu sarımsaklı patlıcan kızartması, imam bayıldı, patlıcan köftesi, patlıcan çöp kebabı, patlıcan ezmesi, patlıcan pilakisi, etli patlıcan sarması, patlıcan yahnisi, patlıcan doğraması, patlıcanlı pilav, patlıcan oturtma, hünkâr beğendi, patlıcan gömmesi, patlıcan sırt dolması, patlıcan turşusu ve patlıcan islim kebabı...
Süt ve Kımız

Türk beslenme sisteminde ve mutfağında sütün çok önemli yeri vardır. Bir süt ürünü olan ve güçlendirici özelliği bulunan kımız, yüzyıllarca at sırtında yaşayan Türk insanına savaşçı bir kişilik kazandırmıştır. Bu özelliğiyle kımız, ulusal bir Türk içkisidir. Bir başka ulusal içkimiz ayrandır. Bu içkinin ham maddesi olan yoğurt, tamamen bir Türk yiyeceğidir. Bugün bütün dünyada üretilen ve sofraların vazgeçilmez yiyeceği olan yoğurt, Türkçe olan adıyla bilinmektedir.

Türk Kahvesi

Dünyanın her yerinde çeşitli usullerle öğütülüp, pişirilen kahvenin bir türüne “Türk Kahvesi” denilmektedir. Aslında buna, “Türk usulü ile pişirilen kahve” demek gerekir. Zira bu usulle pişirilen kahve daha sert olmakta ve bu nedenle küçük fincanlarla içilmektedir. Bu usulü, hatta kahveyi Avrupa’ya götüren Türkler olmuştur. İlk kez Viyana Kuşatması ile götürülen bu kahve türü, ulusumuzun batıya etkilerinden sadece birisidir.

Rakı


Rakı sözcüğü, Arapça “arak” sözcüğünden Türkçe’ye dönüşmüş ve Türkçe adıyla da, başta Balkan ülkeleri olmak üzere, dünyanın birçok ülkesine yayılmıştır.
Şaşlık



Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’ndeki adı “şaşlık” olan “şiş kebabı”, pek çok ülkenin mutfağında yer almıştır. Özellikle Rusya Federasyonu’na bağlı bölgelerde, Çin Halk Cumhuriyeti’nde ve Balkanlar’da bilinen, şaşlık da ulusumuzun dünya mutfaklarına etkisidir.

Döner


Son elli yıl içerisinde “Döner Kebap” da, Türk Mutfağının bir etkisi olarak başka milletlerin mutfaklarında yer almıştır. Bugün başta Balkan ülkeleri olmak üzere, Avrupa’nın hemen her yerinde, Amerika’da, Kafkas ülkelerinde, Arap ülkelerinde ve Orta Asya’da Döner Kebabı yapılmaktadır.
Her yıl şubat ayında, Almanya’nın başkenti Berlin’de düzenlenen “Yeşil Hafta” düzenlemesinde, Yunanistan pavyonunda da Döner Kebap pazarlandığını görünce, beslenme kültürümüzün ne denli etkili olduğunu bir kez daha saptadık.

Macar Mutfağına etkiler


Macarlar, Türk ulusunun yakın akrabası olan bir ulustur. Bilindiği gibi, Macaristan’ın batıdaki adı Hungarya’dır. Hun-garya, yani Hunların ülkesi... Hunlar ise, ulusumuzun ata-babalarıdır... Soy birlikteliği, kültür ve dil benzerliklerini de beraberinde getirmiştir. Macaristan’daki yer ve kişi adlarının çoğu, bugün de Türkçe’dir. Macar dilindeki Türkçe kelimelerin sayısı da pek çoktur. Örneğin Macarca kurulan şu cümlede geçen sözcüklerin tümü Türkçe’dir: Jebembe şok alma van (cebimde çok elma var).
Osmanlı İmparatorluğu döneminde de 150 yıl birlikte yaşadığımız Macarların mutfağında, Türk etkisinin görülmesi doğaldır. Nitekim, dünyaca ünlü Macar yemeği olan “gulaş” (yani kul-aş=kul aşı) sözcüğü Türkçe’dir. Ayrıca şu örnekler de gösterilebilir: tarhonya (tarhana), tyük (tavuk), padlizsan (patlıcan), bamya (bamya), spenot (ıspanak), güvecs (güveç), gesztenye püre (kestane püre), pite (pide), alma (elma), cseressznye (kiraz), vb.

Polonya Mutfağına etkiler


Polonya, eski adıyla Lehistan, Osmanlı-Türk Devletinin çok önem verdiği ve bugün de çok iyi ilişkiler kurduğumuz, dost bir ülkedir. Türk mutfağının, Leh ulusu mutfağını da etkilemiş olduğu şiş kebab, şaşlık, baklava, arpuz (karpuz), halva (helva) vb. gibi yiyeceklerin, bu mutfakta da var oluşundan anlamaktayız.
Komünist sistemin yıkılıp demokratik rejimin egemen olmasından sonra Polonya’nın çeşitli kentlerinde Türk lokantaları açıldı. Bugün, başkent Varşova’nın merkezi bir yerindeki görkemli bir Türk lokantası, her gün dolup dolup taşmakta ve Leh ulusuna Türk yemekleri sunmaktadır. Bu ve öteki lokantaların sunduğu yemeklerin, Leh mutfağını büyük ölçüde etkileyeceğine muhakkak nazar ile bakıyoruz.

Romanya Mutfağına etkiler


Romanya’da tarih içerisinde dostça yaşadığımız bir ülkedir. Hatta Osmanlı egemenliği altında yaşadıkları dönemde, ecdadımızın, Romenlere ayrıcalıklı bir statü tanımış olduğu bilinen gerçeklerdendir. Bugünkü Romanya’da pek çok yer adları hâlâ Türkçe’dir. Dobruca’daki Babadağ, Mecidiye, Manasya vb. bunlardan bazılarıdır. Keza, Romen dilindeki Türkçe sözcüklerin sayıları da az değildir. Türk mutfağının Romen mutfağına etkilerine baktığımızda şu yiyeceklerin, Türkçe adlarıyla bugün de kullanılmakta olduğunu görmekteyiz: Pastırma, ıspanak, fasulye, kiraz, kaysı, baklava vb. Ancak, başta döner kebabı olmak üzere, birçok yemeğimizin, son yıllarda Romenler tarafından tanınmakta ve sevilmekte olduğunu biliyoruz. Çünkü, Ceauşescu’nun devrilip, demokratik hayata geçildiğinden bu yana Türk vatandaşları, Romanya’da, irili ufaklı binlerce işyeri açmışlardır ve bunlar arasında çok sayıda lokanta da yer almaktadır. Türklerin açtıkları fırınlarda üretilen ekmekler ise, Romen insanının tercih ettiği ekmektir.



Bulgaristan Mutfağına etkiler



Bulgar ulusunun, Türk ulusu ile tarihin derinliklerinden gelen bir yakınlığı, hatta akrabalığı vardır ama, Bulgaristan, beş yüz yıldan fazla süre, Osmanlı-Türk Devletinin egemenliği altında kalmış olan bir ülkedir. Bugün de bu ülkede birkaç milyon soydaşımız yaşamaktadır. Başkent Sofya veya başka bir kentteki lokantalardan birisindeki yemek listesi incelendiğinde, birçok Türk yemeklerinin, Türk adlarıyla sunulduğu görülmektedir. Sofya’da girdiğimiz bir lokantadaki yemek listesinde yer alan 20 yemeğin 10’unun Türk yemekleri olduğunu görünce, şaşırmadık desek yalan olur. Bu yemekler şunlardır: Kurban Csorba (Kurban çorbası), musakka kartofi (patates musakkası), zarzavat (zerzevat), kavarma Sofia (Sofya kavurması), kebapçete (kebap), küfteta (köfte), şişçeta (şiş kebap), pırzola (pirzola), skara (ızkara), baklava (baklava).

Arnavutluk Mutfağına etkiler


Arnavutluk’un İşkodra kentindeki Rozafa Oteli’nin lokantasından aldığımız yemek listesine de bir göz atalım: pilaf (pilav), Qofte İzmiri (İzmir köftesi), tasqebape (tas kebap), tasqebape sade (sade tas kebap), tasqebape me patate (patatesli tas kebap), qofte (köfte), shish qebape (şiş kebap), patlixhane (patlıcan), panxhari (pancar), sheqerpare (şekerpare), komposto (komposto), tava Elbasani (Elbasan tava).
Arnavutluk’un, eski adı Ergiri olan Gjirokastra kentindeki Çajupi (Çayupi) Otelinin lokantasından aldığımız yemek listesinde de şu yemekleri görmekteyiz: Pilaf (pilav), salce (salça), tasqebap (tas kebap), turli (türlü), qofte (köfte), bamje (bamya), barbunja (barbunya), zarzavate (zerzevat).

Makedonya Mutfağına etkiler


Yugoslavya Sosyalist Federatif Cumhuriyeti’nin dağılmasından sonra bağımsız bir cumhuriyet olarak dünya coğrafyasında yer alan Makedonya’da, Makedonlarla birlikte Arnavutlar ve Türkler de yaşamaktadır. 600 yıla yakın bir süre birlikte yaşayan insanların birbirlerini etkilemeleri doğaldır. Ancak, etkinin daha çok, ulusumuz tarafından yapılmış olduğu da bir gerçektir. Aşağıda vereceğimiz örnekler, üç aşağı, beş yukarı Eski Yugoslavya’nın Kosova, Bosna-Hersek, Hırvatistan, Sırbistan, Voyvodina, Karadağ ve Slovenya bölgelerinde de vardır. Nitekim bu konuda yapılan yayınlar bulunmaktadır. Fakat biz burada, sadece Makedonya’dan alacağımız örnekleri sunmakla yetineceğiz:

A. Yemekler


1. Hamur işi yemekler: Pıta (pide), kaçamak, gevrek, somun, burek (börek), yufka, tarana (tarhana), lamacun (lahmacun), keşkek, kuskus, pilav.
2. Sebze yemekleri: Musaka (musakka), dolma, yaniya (yahni), sarma, turli (türlü), tava, guveç (güveç), pire (püre).
3. Et yemekleri: Sucuk, kevapçina (kebab), çifte-küfte (köfte), Elbasankska tava (Elbasan tava), sultanski biftek (sultan bifteği), paşin küfte (paşa köftesi), ormanski kevap (orman kebabı), papaz yaniya (papaz yahnisi).
4. Yemek malzemeleri: Pirinç, nişeste (nişasta), bamya, zerde, bungur (bulgur), zeytin, sirçe (sirke).
5. Tatlılar: Gurabiye, lokum, baklava, revaniya (revani), şekerpare, samsa, halva (helva), tulumba, kadayıf, sutliyaş (sütlaç), reçel, pelte.
6. Çorbalar: Çorba, seriye (şehriye), paça.
7. Salatalar: Çobanska salata (çoban salata), salata od marul (marul salatası), turşiya-turşi (turşu).
8. İçecekler: Limonata, şira, salep, boza, şerbet, Tursko kafe- Kafe Turke (Türk Kahvesi), Turski çay-Turk çay (Türk çayı- demli çay), rakı.
9. Meyya ve kuru yemişler: Kaysiya (kaysı), urma (hurma), vişna (vişne), badem, fistik (fıstık), karpuz, muşmula.



B. Yemek Araçları



Tava, cezve, çiniya (çini), tepsiya (tepsi), filcan (fincan), tencere, kapak, kaşika (kaşık), çatal, saciyak (sacayağı), ocak, maşa, saç, siniya (sini), tas, kantar, furna (fırın), sofra, ibrik, oklagiye (oklava), leğen (yeğen), testiya (testi), gyum-gum (güğüm), bardak, bilur (billur), maşkrapa (maşrapa), dibek, avan (havan), tokmak.

C. Meslek Adları


Akçiya (aşçı-ahçı), burekçiya (börekçi), leblebiciya (leblebici), kasapin (kasap), furunciya (fırıncı), bozaciya (bozacı), şekerciya (şekerci), tatlıciya (tatlıcı), alvaciya (helvacı), pazarcıbaşiya (pazarcı başı).

Pakistan Mutfağına etkiler


Yakın komşularımız olan Müslüman Arap ülkeleriyle İran mutfağına da Türk etkileri olmuştur. Ama Hindistan ve Pakistan gibi, Anadolu’ya bir hayli uzakta bulunan ülkelere etkinin bu denli olabileceğini sanmıyorduk. Fakat, Konya’da, Kültür ve Turizm Derneği’nin düzenlediği II. Milletlerarası Yemek Kongresi’ne sunulan bir bildiri, Türk Mutfağının Pakistan Mutfağına etkilerini açıkça ortaya koymuştur. Pakistanlı uzman Shama Tarıq Puri’nin bildirisinden kimi bölümleri buraya almak isteriz:
“...Bizim milli dilimiz olan Urduca, Hindi, İbranice, Arapça ve Türkçe gibi dört dilin bileşimidir. Aslında Urdu kelimesi Türkçe’den gelir ve ordu anlamındadır. Urduca da Ordu dili anlamındadır. Yine bunun gibi, milli kıyafetimiz olan shalwar, Türkçe şalvar kelimesinin aynıdır.
Türk mutfağı Pakistan mutfağını büyük ölçüde etkilemiştir. Kebap, köfte, helva ve daha birçok şey, daha çok baharatlı olarak Pakistan mutfağında mevcuttur... Tandır usulü de Türk mutfağından aldığımız et pişirmekte kullanılan diğer bir usuldür... Türk mutfağında olduğu gibi et, genellikle pilav eşliğinde hazırlanır... Pakistan’da çok tutulan diğer bir yemek, cacıktır. Yoğurt doğranmış salatalık, nane, sarımsak ve sirke ile hazırlanan soğuk bir yiyecektir... Yoğurtla hazırlanan diğer bir içecek de ayran dır ve bu da yine Türk mutfağından alınmıştır... Urduca turşu, tursh demektir. Türkçe’den alınmıştır... Pakistan tatlıları genellikle helva biçimindedir. Helva kelimesi de Türkçe’den gelmektedir.
...Sonuç olarak söylemek isterim ki, Türk kardeşlerimizden birçok konuda olduğu gibi lezzetli mutfağından da birçok şey aldık.”
Sonuç olarak; verdiğimiz örnekleri çoğaltmak mümkündür. Ancak, bu kadarı bile, Türk mutfağının, dünya mutfaklarına etkisinin büyük olduğunu kanıtlamaktadır. Zaten bunu inkâr eden de yoktur. Fakat dünya mutfakları sayılırken, Çin ve Fransız mutfaklarının ardından, Türk mutfağını üçüncü sıraya koymayıp, sıralamayı Türk, Çin, Fransız...biçiminde yapmak gerekir.


KAYNAK: Murat Belge, Yemek Kültürü, Mubadil Yemekleri, [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

YEMEK TARİFLERİ
Arzu Taş
Dergimizin bu sayısında Hidayet Ablamız bizlere yöremize has düğünlerimizi anlattı. Ben de bunun üzerine gelin ve damadın (düğünün) kapatılmasının ertesi günü sabahı, yapılan Cuma sabahında gelen misafirlere çayla ve kahvaltılıkla ikram edilen yöreye göre adı değişebilen tiganisa, petla adı verilen hamur işimizi ve eskilerden kalan samakol tatlımızın tarifini vermek istiyorum.

TİGANİSA
Malzemeler:
750 gr un
20 gr yaş maya
tuz
pişirmek için sıvı yağ
Yapılışı
Malzemelerle oldukça yumuşak bir hamur tutulur. Sıcak bir ortamda üzeri örtülerek mayalanmaya bırakılır. Mayalandıktan sonra eller zeytinyağına batırılarak şekil verilir ve çok kızgın yağda kızartılır ve yenir. Afiyet olsun.

SAMAKOL TATLISI
Malzemeler:
½ lt süt
125 gr margarin
2 su bardağı un
4 yumurta
şerbeti için
3,5 su bardağı şeker
2,5 su bardağı su
Yapılışı
Süt ve margarin bir tencerede kaynatılır. Kaynayan süte 2 su bardağı un katılır. Karıştırılarak pişirilir. Hafif soğuduktan sonra yumurtalar teker teker kırılarak hamura yedirilir. Eller ıslatılarak şekil verilip tepsiye dizilir. Önceden ısıtılmış fırına atılır. Fırından çıktıktan sonra sıcak tatlı üzerine sıcak şerbet atılır. Afiyet olsun.

DİKKAT!!!!
ÜSKÜPLÜ AİLE YAPIM

Kayınvalide Çaydanlık devamlı kay nar I Kayınpeder Demlik susar, demlenir!
Görümce çay kaşığı her tarafı karıştırır Damat çay tabağı nereye çekersen oraya gider
Gelin çaydır elleme yanarsın!
Bir fıkra (Hasbiye’nin Gelini) - Kalk gelin kalk, bilimisin ki bütün gelinler kalkti. Süpürdilar avliyi, kurdilar kahvaltiyi, demledilar çayi. Ama sen hala uyiysın!
Gelin gözlerini oğuşturarak kalkar ve der ki. -Aman hanımanne o gelinlerin kaynanalari üldi, ama sen hala durisın...! DİKKAT!!!
ProFöSöR is offline   Alıntı ile Cevapla

Cevapla



Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Balkanlarda Bulunan Şehitlik ve Anıtların Yerleri ProFöSöR Türk Tarihi 0 15-12-2007 00:33
Balkan Ülkelerİnde TÜrkÇe EĞİtİm ProFöSöR Türk Tarihi 0 15-12-2007 00:31
balkan dilleri ProFöSöR Türk Tarihi 0 15-12-2007 00:10
2003: Balkanlarda KÜltÜrel ÇeŞİtlİlİk ProFöSöR Türk Tarihi 0 15-12-2007 00:03
Balkan Festİvalİ ProFöSöR Türk Tarihi 0 14-12-2007 23:51


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 12:43 .

Powered by vBulletin® Version 3.7.3
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
3.1.0 Lisans Sahibi=www.galaxiforumturkey.net

LinkBack
LinkBack URL LinkBack URL
About LinkBacks About LinkBacks

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375